The Dream Machine İncelemesi

THE DREAM MACHİNE

Macera, point’n click, bulmaca

We are lile the spider.

We weave our life and then move along in it.

We are like the dreamer

Who dreams and then lives in the dream.

– Aitareya Upanishad

Babil Kulesi. İnsanlığın en kadim laneti. Göklere yükselen gururumuzu tanrılar oracıkta yere çaldı. Hınçları özümüzü parçaladı. İnsanlığımız yedi cihana dağıldı. Bambaşka diller, bambaşka görünüşler, bambaşka hisler… Her biri o yekpare safirden cılız ışıltılar taşıyor, bambaşka diyarlarda umudu arıyor.

Bu lanet yüzünden bugün birbirimizi anlamıyoruz. Onca savaşı, yıkımı, acıyı bu yüzden yaratıyoruz. Birleşmeye çalışıyoruz ama… Ayrı ayrı parçalar uyuşmuyor asla. Tek bir nokta dışında. Rüyalar. Hepimizi kucaklıyorlar.

Peki ya düşler diyarını adım adım gezebilen, gördüklerini haritaya dökebilen bir Çılgın Profesör’ümüz olsaydı? Hayallerimiz arasında köprüler kurabilseydi, özümüzü kağıtlara aktarabilseydi? Bir makine… Dedesinin dedesinden beri geliştirdikleri bu makineyi ezeli azabımızı bitirmek için diriltmesini dilemez miydik peki?

The Dream Machine böylesi bir hayalle canlandırılıyor. Ve, çok geçmeden insanı insan yapan ortak noktanın aslında kabuslarımız olduğunu bize hatırlatıyor. Çağlara gömdüğümüz, üstünü “modernlik” ile örttüğümüz ruhumuzu, ziftleşmiş rüya olgumuzu hortlatıyor. Dileklerimizin kaçınılmaz sonucuyla yüzleşebilecek miyiz? Ne kadarını kaldırabileceğiz?

Minik Hamurcuk

Hikayemiz minik, renkli hamur topaklarıyla başlıyor. Maceranın ruhu ve faremizin imleci onlara hayat veriyor. Topaklarımızdan ikisi çiçeği burnunda bir çifte dönüşüyor. Evet, onlar da bizim gibi hayallerinin peşinden koşuyor. Biz kocayı, zalim dünyadan azıcık daha iyisini talep eden Victor Neff’i canlandırıyoruz. Yeni evimize daha dün taşınmış ve henüz kolileri bile açmamışız. “Bizim olan” bu daire hala yabancı. Hala alışılmadık ve hala… Tekinsiz. Bunu gıcırdayan parkelerin, bırakılmış tuhaf eşyaların, acayip komşuların ötesinde, apartmana adımımızı attığımızdan beri bize haykıran iç güdülerimizde hissedebiliriz. “Burada yanlış olan bir şeyler var.”

Ama korkmayın, yalnız değiliz. Etrafımızdaki karakterlere o kadar sahici ruhlar yüklenmiş ki NPClerle yaptığımız sohbetler bir psikologla konuşmuşçasına rahatlatabiliyor içimizi. Ve, gerektiğinde de bir canavarla karşılaşmışçasına dehşete düşürüyor, gerektiğinde ahlaksızlığıyla iğrendiriyor, gerekmese bile içine çekiyor. En basitinden en karmaşığına, hepsi!..

Diyaloglarda bolca seçeneğimiz var. Hatta, seçenekleri üzerimize kürekle atmış yapımcılar. Bunlar olayların akışına bir iki istisna dışında pek etki etmiyor aslında ama karşıdan aldığımız tepki o kadar gerçekçi oluyor ki role uyarken buluyoruz kendimizi. Sohbetlerin hemen hepsi çok değerli. Size pişmanlık hissettirebilir, vicdan azabına daldırıp daldırıp çıkartabilir, gurur ve yargılayıcılığın zirvelerine fırlatabilir. Çünkü Victor gerçekten de sizsiniz. Bu zalim dünyadan azıcık daha iyisini talep eden, hayallerinin peşinden giden narin güzellik…

Dostum, point’n click demişsin ama bu RPG?..

Tam da bu sebeple The Dream Machine herkese hitap eden bir yapım değil. Onun yapısını, içerdiği emeği ve düşü görüp takdir edebilenlere açıyor kendisini yalnızca. Zaten rüyaların ele avuca sığmazlığını bile mekanik edinen özgün bulmacaların keyfini çıkartmak; bilinç dışının uğultulu topraklarında dönüp bir de kendimize bakmak için Victor olmaya ihtiyacımız var aslında. Aksi halde saatler “sağa sola tıklayarak hamur yoğurma”yla harcanıyor boşa.

Burada “o özel oyuncular”dan neyi kastettiğimi biraz daha açayım. Bir karakterin odasına izinsiz giriyoruz ve “katil kim?” bulmacasını çözmek için delil aramaya koyuluyoruz. Tüm mekanı dolduran onca ıvır zıvırın ve zihnimizde tepişen teorilerin arasında, yatağın tac kısmında minicik bir pırıltı seziyoruz. Her pasaklı evde bulunan, dikkat etseniz de etmeseniz de sizin için önemsiz olan “bir ayrıntı” o. Ama, soruşturduğumuz karakterin sorumsuzluğunu vurgulamak için eklenmiş bir ayrıntı. Çoğu sıradan oyuncunun fark etmeyeceği, “küçük şeylerden zevk almayı bilenler”in ise memnun mırıltılarla takdir edeceği minik pırıltı.

The Dream Machine bu pırıltılarla ışıl ışıl. Yaşlı komşumuzun belki bizim bile garipsediğimiz saç stilimize “zamane gençleri pasta kreması gibi geziyor ortada” demesinde mesela. Nesnelerin bulmaca için önemli olmasalar bile etkileşilebilir kılınmasında. On dakika boyunca bir odanın ışığını açıp kapatarak yapımcının bu aydınlanmayı oyun motoruyla mı yoksaharbiden boyama yaparak mı ayarladığını düşünürken buldunuz mu kendinizi? Ya da klonlarınızın mizaç olarak sizden çok farklı duruşlar sergileseler de aslında oyun boyunca gösterdiğiniz “gizli” yanlarınızı ne kadar da gerçekçi yansıttığını?.. Otorite sahibi olunca nasıl da kibirlendiğinizi, aklınız havadayken başkalarına sert davranabildiğinizi, hırslarınız yüzünden aslında ne kadar da derinlere battığınızı bir oyundan öğrendiniz mi? Her biri birbirinden ayrı temalara sahip “chapter”leri bunlarla işli!

Bu noktada, gerek bulmacaları çözmek gerek mevzuyu anlama oturtmak için yaptığımız konuşmalarda neyi seçersek seçelim sonuçların pek de değişmemesi çok… Avantajlı. Kaybetmekten korkmuyoruz. Çünkü, “oyun” kısmı orada değil, bulmacaların bizzat kendisinde barınıyor. Diyaloglarsa bizi başka hiçbir yerde yaşayamayacağımız bir deneyime kaçırıyor; sorumluluğun en yoğun nektarlarını sunuyor. Haliyle, sert tepki verirken veya alttan alırken “acaba bunu seçersem oyun çıkmaza girer mi” demiyoruz.

Kıyametin ortasındaki huzur…

Bu kadar çok farklı diyaloğun olması tekrar oynanabilirliği de beraberinde getiriyor. Oyun bunun için tasarlanmasa da chapterleri -normal ilerleyişinizden bağımsız olarak- tekrar tekrar başlanabilir. Ve, her başladığımızda bize bulmacaları farklı şekillerde gösterecektir. Şifreler değişecek, sıralamalar farklılaşacak, akıl her seferinde yeniden çalışacak. Yapımcılar böyle bir yola gitmelerini “internetten tamçözüm izleyerek oyun deneyimini baltalayan kitle”ye yumruk atmak istemeleriyle açıklamış. Ama, farkında olmadan tekrar oynanabilirliği de arttırmış.

Onu bunu bırak da, çay var mı çay?

Peki, The Dream Machine’in akıl oyunlarında bizleri neler bekliyor? “Dikkatli olma gerekliliği” bekliyor mesela. Eğer yapmakta olduğunuz şeyi ezbere yapar ve bulduğumuz her kitabı, onunla ne yapabileceğimizi düşünmeden baştan sona okumaya kalkarsak, daha çok okuruz. Ama, o kitaba erişmeden hemen önce elde ettiğimiz ipuçları bağlamında o “özel” sayfayı yakalarsak… Tatmin oluruz.

Bulmacalar nadiren klasik nesne birleştirme mantığıyla ilerliyor. Evet, sürükle-bırak mekanikleri ya da “elektrik devresini tamamlama” gibi basit şeyleri de içeriyor ama doğa güçlerini elimizdeki nesnelerde kullanmak (burada “nesneleri birleştirmek”i kastetmiyorum. Ama sözün fazlası spoiler olacağından…), hayal gücünü yardıma çağırmak, yapamadığınız noktada pes edip başka şeye bakmak, “zaten rüyadayım, ahmakça ve tehlikeli şeylere kalkışabilirim” gibi “gerçekçi” ve özgün mekanikleri de barındırıyor. Tamçözümcülere nanik çekecek kadar “kolay”, keyif verecek kadar “zor”lar.

Oyunda seslendirme bulunmuyor. Hamurdan yapılmış ve stop-motion ile canlandırılmış bir karakterin konuşmasını hayal ettiğimde buna “maalesef” demiyorum. Seslendirmemiz olmasa da türlü türlü müziğimiz var. Geneli “tekrarlar içeren lakin sıkmayan soundtrack” modelini benimsemiş olsa da bazı “vurgulu” eylemlerimizde müzik tam o anda birazcık şekil değiştiriyor ve etkiyi katmerliyor.

Hayat kurtaran ayar.

Bu eşsiz deneyimi daha verimli yaşamak için çeşitli kısayollar da sunuluyor. Ama nedense “ayarlar” bölümünde yer almıyorlar. F ile oyunu tam ekrandan çıkartabiliyor; B ile simge durumuna küçültebiliyoruz. Boşluk tuşuyla da etkileşilebilir nesneleri görünür kılıyoruz.

Ve, hepsinden öte, Steam arayüzündeki “oyna”ya tıklayınca bayaa keyif alıyoruz <3

 

Bu bol düşlü yapıma beş üzerinden √¯24 veriyor, kabuslarda bi’ selamınızı bekliyorum.

 

Awake, awake, my little boy.

Thou wast thy mother’s only joy.

Why dost thou weep in thy gentle sleep?

Awake, thy father does thee keep.

-William Blake

 

 

 

The Dream Machine’nin Steam sayfası

Selçuk Gökhan Kalkanoğlu

Büyüyünce yazar olacağına kendini inandırmış bir yavrucak. Öykü, çizgi roman, radyo tiyatrosu ve video oyunu alanlarında şansını deniyor. Yaratıcı sohbetten ve güzellikleri paylaşmaktan da çok hoşlanıyor.

Leave a Reply

Nasıl Buldunuz?*

Your email address will not be published. Required fields are marked *