Minnaklık Mücadelesi

MIGHT AND DELIGHT

Ponçik Ozanları

Acımasız bir doğada yaşıyoruz. Bunun üzerine kendi zalimliğimizi de ekliyoruz ve… Çocuklarımızı bunca derdin ortasına müthiş bir tedirginlikle salıyoruz. Peki, orada hayatta kalabilmeleri için ne yapıyoruz? Onları eğitiyoruz. Dışarıda işlerin nasıl yürüdüğünü öğretiyoruz. Ve, genelde, zalimliğimizi miras bırakıyoruz.

Zalim dünya

Mağaralarında, ateş başında korkuyla titreyen atalarımız da aynı şeyi yapıyorlardı. İlk masallar, efsaneler böyle çıktı. Dünyayı anlatmaktı amaçları. Tek bir farkla; onlar yalnızca “doğa”dan bahsediyorlardı. Küçücük bir kuytuya toplaşmış insanların zalimliğinden değil; devasa, sihirli bir diyardan… Kocaman dişli kaplanlar; dağ boyunda canavarlar; ihtirasa bulanmış zehirli mantarlar; ateşi seven otlar; dereyi geçmek için türlü türlü yol var.

Peki, biz de yavrularımıza yalnızca doğanın değerlerini öğretsek?.. İnsanlığın zulmüne hiç girmesek?.. Atalarımızın naif mizacını vasiyet etsek?.. İnsanlık onuruna yakışan nesiller doğurmaz mıyız?

Enginlik

 

Enformasyon ve interaktiflik çağında dizinize oturup maceralarınızı dinleyen çocuklar hayal etmek biraz zor. Onların da katılabileceği, keşfe doğrudan dalabilecekleri bir anlatıya ihtiyacımız var. Might and Delight gibi stüdyolara…

2013 yılında Shelter ile başlattıkları anlatı dili bize bu konuda yepyeni kapılar açtı. Shelter 2, Paws, Meadow ile sürdürdükleri seri o anlatıyı derinleştirdi. Şimdilerde yalnızca çocuklara değil, hırsımızla yozlaşmamış dünyanın nasıl olduğunu unutan biz yetişkinlere de sergiliyor doğanın harikalarını.

Shelter’de yavruları için hayatını riske atan bir anne porsuk oluyoruz. Miniklerimiz için endişeleniyor, birisini bile kaybettiğimizde kahroluyoruz. Paws’ta o acımasız dünyayı tek başına keşfetmek zorunda kalan bir vaşak yavrusunu canlandırıyoruz. Meadow’da “Dünya”nın kendisini diğer oyuncularla birlikte yaratıyoruz.

Ama… Her şey sırasıyla.

Shelter 1, kendisini “sevimli-macera-hayatta kalma” etiketleriyle tanımlayan, iki saatte bitirilebilen bir oyun. Maceranız esnasında yavrularınız hastalanacak, her yan alevler içinde kalacak, minicik varlığınızla çözmeniz gereken bulmacalarınız olacak, dalgaların kudreti sizi korkutacak. Zifiri karanlıkta koynunuza sokulan bebeklerinizle yolculuğa çıkmak… Gecenin yüreğinden uluyan kurtlar yavrularınızı panikletip dört bir yana dağıttığında onlara kim kucak açacak?

Shelter 1 anneliği ve doğanın acımasız düzenini bize yalnızca anlatmayan, aynı zamanda yaşatan bir yapım. Bir oyundan öte, bir empati dersi niteliğinde. “Credits”ten sonra gelen sahneyi seyrettiğinizde yaşama bakışınızı değiştirebilecek güçte.

Shelter 2, mekanikleri çok daha çeşitlenmiş bir oyun. Bu defa bir anne vaşağı canlandırıyoruz. İlkinin aksine bu oyunda bizi her adımı tasarlanmış bir hikaye karşılamıyor. Belirli olaylar arasında uzanan hikayemizi biz yazıyoruz; soy ağacımızı oluşturuyoruz. Bunu yaparken açık dünyanın sunduğu araştırma ve macera yaşama imkanlarını değerlendirebiliyoruz. Avlanıyoruz, savaşıyoruz, saklanıyoruz, keşfediyoruz… En önemlisi, yavrularımızı koruyoruz. Çeşit çeşit biyomlarda farklı taktikler geliştirip annelik içgüdümüzü bileyliyoruz.

Shelter 2, kaçınılmaz olarak, tüm açık dünya oyunların barındırdığı devasa bir eksikliği barındırıyor. Bir anlatı sunmasına rağmen bunu sağaltılmış şekilde bize sunamıyor. Sekanslar arasındaki yolculuğumuz çok fazla tekrara düşüyor. Ama neyse ki bu oyun da fazla uzun sürmüyor ve anlatacağını anlatıp kenara çekiliveriyor.

Shelter 2 sevenlerine maceralarını derinleştirebilecekleri bir  DLC de sunuyor.

Paws’ta, yapımcıların ders aldıklarını görüyoruz. Shelter 1’deki lineer anlatıma geri dönüyorlar ve bize hikayeyi bu defa farklı bir noktadan anlatıyorlar. Artık doğanın yasalarını gösteren bilge bir anne değiliz. O yasaların acımasızlığını doğrudan canavarın ağzında keşfeden bir miniğiz: Ailesinden ayrı düşmüş, kayıp vaşak yavrusu.

Ormanın karanlığı içinize sıçramasın; yaramazlıklarla dolu maceramızda yalnız kalmayacağız. Bir dostumuz olacak. Birlikte doğanın özünden taşan sihirli masalı yaşayacağız. Dayanışmanın ruhunu tadacağız.

Pitter Patter Edition denen sürümünde oyunun OST’si ve Lonesome Fog adlı kısa çizgi hikayesi de veriliyor yanında. Deneyimlerini derinleştirmek isteyenler için ideal aslında.

Meadow ise bambaşka bir mesele… MMORPG olarak anılabilecek, muhtelif hayvanları canlandırabildiğimiz, kendi hayal gücümüzün yarattığı kadarıyla maceralar yaşayabildiğimiz bir deneyim alanı. Eğer sizinle birlikte rol yapacak oyuncular bulabilirseniz birlikte beslenebilir, barınak seçip avlanabilir, dağların en tepelerini veya mağaraların en derinlerini keşfedebilirsiniz. Vaşak annesi de olabilirsiniz, porsuk yavrusu da… Şahin, ceylan, kurbağa… Diğer oyuncularla küçük partiler kurup gizemli taşlarla etkileşime geçerek “puan” kazanabilirsiniz. Bu puanlar sayesinde de yeni hayvanlar, emojiler ve kürk renkleri edinirsiniz.

Oyunda başkasıyla kurabileceğiniz yegane iletişim aracı emojiler. Bir kayanın tepesine zıplamaya çalışan kurbağa arkadaşınız düştüğünde, onun adına üzülmek ya da ona gülebilmek için yeterli çeşitlilikte. Ah, havlama ve vıraklama gibi seçenekleriniz de var ama bunlar pek “iletişim” sayılmazlar.

Meadow’un bir rol yapma oyunu olduğunu unutmayın lütfen. Eğer başka oyuncularla etkileşime girip karakterinize bürünmezseniz etrafta koşturup puan toplayan bir animasyona dönüşüverirsiniz.

Bu oyunlar küçüklü büyüklü muhtelif buglar barındırsalar da çocuklara gönül rahatlığıyla teslim edilebilecek yapımlar. Bir “yetişkin” olarak benim aldığım keyif düşünülürse de… İçinizdeki çocuğa seslenmeyi bile başarıyorlar. Ek kitaplar, illüstrasyonlar, DLC ve yan oyunlar… Gireceğiniz bu yeni diyarda içerik eksikliği hissetmeyeceksiniz. Tüm oyunların müzikleri bir harika, sanat yönetmenliği diyarın ponçikliği bakımından tatmin edici, sekans sunumundaki şiirler etkileyici. Ama… Zaman zaman yapımcıların süper tatlı hikaye ve karakterlere olan zaafınızı istismar ettiklerini hissedebilirsiniz. Önerim, oyunları indirimdeyken elde etmeniz.

Acımasız bir doğada yaşıyoruz. Zulümden alabildiğine uzak, ama acıması olmayan… Adaletini herkese eşit dağıtan.

O yüzden, Might and Delight’ın da dediği gibi, “Special thanks to all mothers.”

Bu diziye puanım şöyle geldi: 🌸🐶🐱🐹🐻🦊🦁🐸🐯🦋🐌🐞🐙🐢🌺🍄🌹

Yazardan hediye

Might and Delight’in Steam sayfası

This slideshow requires JavaScript.

Selçuk Gökhan Kalkanoğlu

Büyüyünce yazar olacağına kendini inandırmış bir yavrucak. Öykü, çizgi roman, radyo tiyatrosu ve video oyunu alanlarında şansını deniyor. Yaratıcı sohbetten ve güzellikleri paylaşmaktan da çok hoşlanıyor.

Leave a Reply

Nasıl Buldunuz?*

Your email address will not be published. Required fields are marked *