Kaet Must Die İncelemesi – Bu Oyundan Uzak Durun!

Şu ana kadar oynadığım oyunlar arasında arasında en özensizce hazırlanmış oyuna hoş geldiniz efem…

İçeriye girdiğinizde girişteki nükleer koruyucu kıyafetlerinizi ve gaz maskelerinizi giymeyi unutmayınız. Hazırsanız başlayalım. Yazıyı okumak istemezseniz hemen sonuca atlayabilirsiniz. Sonuç, yazının kaynağını oluşturacak çünkü…

Oyunu oynadıktan sonra ben (temsili değildir)

Oyunu eleştirmeye nereden başlayacağımı bilemiyorum. Çünkü neresinden tutsam elimde kalıyor. Grafiklerin özensizliği, yapaylığı , insanı irrite eden yapısı kısaca rahat 5-10 senenin öncesi grafikleriyle oynuyoruz. Başlangıçtaki, karakterimizin ayağa kalkması ise iskelet fiziklerine gösterilen özenin başka bir örneği. Ayrıca korkunç detaylı kaplamaları varmışçasına oyuna başladıktan birkaç dakika sonra kaplamaların detaylı (?!) hale bürünmesi ya da yüklenmesi ise ayrı bir konu.

DCEU taktiğini fazla ciddiye alan ve “her tarafı karanlığa boğalım ki rezilliğimiz fark edilmesincilik” no:1

Survival Horror’ların başarılı örnekleri olan Amnesia, Penumbra, Outlast’in iliğinize işleyen atmosferik tabanlı yapısı burada karikatürize bir şekilde yer almış. Kaynağı belirsiz fısıltılar, gülme sesleri, aniden sızıntı yapan borulardan fışkıran buharlar, inleme ve kükremeler o kadar korkutucu olmaktan uzak ki…

Amnesia da birkaç dakika da bile üç buçuk atan ben, burada esnemekten kendimi alamadım. Aşırı yapay atmosferini bırakırsak aslen sırtını dayadığı jumpscare’ler ise (genellikle jumscare den önce bir sessizlik olur. Başınıza kötü bir şeyin geleceğinin habercisidir ve yolunu döşeyendir) çok hızlı ve ruhsuzca gerçekleşiyor ki korkmaya zaman bile bulamıyorsunuz.

Evet çoğunlukla yerde hareketsizce yatan zombiler “korkutma” işini gerçekleştiriyor

Ben Phantasmal ve Monstrum tarzında bir şey beklerken asla değişmeyen haritalar, tuzaklar, düşmanlar, objeler olması oyunu gözümde anında dibe çekti. Kısaca Procedural Generation beklerken tekdüze haritalarla karşılaşmak bana yaşattığı ilk hayal kırıklığıydı ama merak etmeyin dahası da var.

Hikayeyi , etrafta bulduğumuz notlardan öğrenmeyi Doom 3 de bıraktığımızı sanıyordum

Konusu ise kendimizi bulduğumuz sözde labirentimsi yeraltı tünellerinde, diğer bölüme geçişi sağlayan bir altar’ın etrafa dağılmış kuru kafa şeklindeki parçalarını toplamak, altar’a geri götürmek ve ölmemekten ibaret. Kardeşim, arkadaşım, biricik dostum; bu eğer sen bir procedural generation rogue-like isen geçerli olabilecek bir konu bu. (facepalm.jpeg)

Solda altta gördüğünüz yeşil mantarlar ise ilk seviyelerdeki tek büyümüz olan ışık kaynağı yaratmakta kullanılıyor. Işık ile etrafta dolaşan yaratıkları kendimizden uzakta tutabiliyoruz ya da karanlıkta pusuya yatmış zombileri farketmemizi sağlamak için de kullanılabiliyor.

Zorluk kısmını ise bu şekilde hallettiklerini düşünmüşler. Kaynakları kıs ve etraftaki her düşmanın lokasyonunu oyuncunun ezberlemesine güven. Afferim! Sloganları ise ayrı bir kepazelik “En zorlayıcı, korkutucu, sizi sınırlarınıza meydan okumanıza neden olacak oyuna hazır mısınız?”  demişler bir de utanmadan…

Oyun sanki streamer’lar için tasarlanmış gibi

 

Sigh* Streamersanız ve küfür, çığlık, salya sümük dolu reaksiyon yayınları yapacaksanız bu oyunu alın. Geri kalanınız ise tanıtım videosundan bile uzak dursun.

 

Puan : 3/10

 

https://store.steampowered.com/app/691650/Kaet_Must_Die/

 

https://youtu.be/TTfa0KT2oNo

Can Berk Angı

Polisiye yazarlarını büyük bir kıskançlıkla izleyen , Cinayet Masası programıyla kahrolan bir şahıs. Yazar olma hayalleriyle yaşıyor ama oyun bağımlılığı ve üşengeçliği ve hiçbirşeye zaman bulamaması onu geride tutuyor.Kronik anksiyetesiyle işi evliliğe vardırabilmesi onun en büyük hayali

Leave a Reply

Nasıl Buldunuz?*

Your email address will not be published. Required fields are marked *