I,TONYA (Sürprizbozanlı inceleme)

Evet son zamanlarda Başka Sinema adlı gişe filmlerine alternatif olma iddiası taşıyan bir etkinliğin önümüze sunduğu bir filmle karşınızdayım. Suicide Squad ve The Wolf of Wall Street filmleriyle ve seksapalitesiyle gönüllere taht kuran Margot Robbie’nin son filmi. Suicide Squad ile Harley karakterini yorumlayışıyla ne kadar sükse yaptığını hatırlarsınız. Bakalım I,Tonya bu süksesinin ekmeğini yiyor mu beraber değerlendireceğiz.

Filmin konusu işe şöyle : Tonya Harding’in inişli çıkışlı kariyerini ve medyanın neredeyse mercek altına aldığı aile hayatını ve böylece amerikan televizyonlarında nasıl linç edildiğiyle ilgili bir film kısaca. Bir artistik patinajcıya aykırı olarak “white trash” olarak nitelenen bir sosyal tabakadan çıkan karakterimizin katıldığı yarışmalarda ülkesini temsil etmeye uygun bir aday olmadığı ve artistik patinaj ruhuna uygun davranmadığı için her ne kadar yetenekli ve çalışma azmiyle dolu olsa da (evet filmin bir kısmında kendini ne kadar tembelliğe ve alkole boğduğunu görmemize rağmen) sürekli hor görülmesi ve yarışmalardan düşük puan almasıyla beraber yavaş yavaş dağılmasını izliyoruz. Amerika da ve belki de bütün dünyada üçlü burguyu yapabilen tek kişi olmasına rağmen onu duygusal yönden istismar eden bir annesi ve sürekli kocasından aile içi şiddete maruz kalması (merak etmeyin kocasına çok kötü bir şekilde karşılık vermekle kalmıyor kocasının yalanladığı bir olay olmasına rağmen bir pompalı tüfekle kocasına saldırmasına da şahit oluyoruz) ve yarışmalar için kendisinin diktiği elbiselerin “tanıtım” için yeteri kadar güzel gözükmemesinin onu nasıl bir sefalete ittiğine şahit oluyoruz.


Tonya’nın gel gitlerle dolu aile ve kariyer hayatı bir şekilde kendi ritmini oturtmuşken ona eski menajeri tarafından bir şans daha verilir(çünkü katıldığı son yarışmada 4. olmuştur ve sponsor bulamamıştır. Bu yüzden bir restoranda garsonluk yapmaktadır) Bu onun için çalışmalarına tekrar başlamak ve tekrar eski kondisyonunu kazanmak için bir ateşleyici olur. Çalışmaları devam ederken bir ölüm tehdidi alır ve işler bu noktada sapa sarmaya başlar. Bu olay aklında ezeli rakibini aynı biçimde tehdit edebileceğine dair bir fikir yeşertir ve bu fikri kocasına açar. Kocası (Jeff canlandıran aktör Sebastian Stan) bu fikri kendisinin anti terörizm birliğinde görev yaptığını iddia eden bir loser olan Shawn’a açar ve kendisine 1000 dolar vermesi karşılığında ölüm tehdidi içeren mektupları postalayabilecek birilerini tutacağını söyler ve her şey bu noktadan sonra tepetaklak olur. Ölüm tehdidi başka bir hal alır ve oluşan suçun araştırılması için işin içine FBI  karışır. Bu tabi ki Tonya’ya kadar uzanır

Filmin sık sık 4. duvarı kırması ve mockumentary özelliği taşıması ilginç yanlarından ama filmi sürükleyici kılmak için yeterli enerjiyi taşıyamıyor ve Tonya’nın başından geçenlerden ziyade işin medyatik kısmına odaklanması filmi biraz daha baltalıyor. Filmin Tonya’nın Şekspirvari bir biçimde ulusal bir kahramandan bir vatan hainine dönüşmesini birinci elden tanıklarla aktarmak yerine magazinsel bir sığlığa yenik düşüyor ve filmin sonunda bununla ahkam kesiyor. Başka bir yandan yaşanan dramın içini boşaltıp, anlamsızlaştırıp eski sansasyonel olayları hortlatmaktan başka bir şey yapmıyor. Film bu noktada samimiyetini kaybediyor işte. Filmin açılış sahnesinde Tonya’nın annesi (Lovana aka Allison Janney) sahneye girişini yaptığında arka planda çalan “Devil Woman” ile birlikte filmin ne kadar yanlı ve ucuz göndermelerle dolu olduğunun ipucunu veriyor başlangıçta.

Sonuç olarak izlemezseniz bir şey kaybetmeyeceğiniz bir film efenim.

Can Berk Angı

Polisiye yazarlarını büyük bir kıskançlıkla izleyen , Cinayet Masası programıyla kahrolan bir şahıs. Yazar olma hayalleriyle yaşıyor ama oyun bağımlılığı ve üşengeçliği ve hiçbirşeye zaman bulamaması onu geride tutuyor.Kronik anksiyetesiyle işi evliliğe vardırabilmesi onun en büyük hayali