I Kill Giants (Sürprizbozanlı inceleme) – Düşündüğünüzden Daha Güçlüyüz

Image Comic tarafından 2008 yılında sınırlı bir sayıda basılmış bir çizgi romandan uyarlama bir filmle karşınızdayım bugün. Yakın zamanda piyasaya çıkan Where The Wild Things Are  ve  A Monster Calls ile benzerlikler taşıyan , odağında ergenliğin başlarındaki bir genç kızın doğaüstü varlıklarla olan mücadelesini konu alan bir film.

Asosyal ve okulun ucubesi gözüyle bakılan Barbara Thorson kasabasını devlerden korumak için , devlere yönelik hazırladığı tuzaklara çekmekte kullandığı iksir şişelerindeki yemlerin ne kadar başarılı olduğuyla ilgili denemeler yaparken ki sahnelerle açılıyor film. Biraz sonrasında ise onun kutsal sığınağına göz atma fırsatı buluyoruz. Herşeyin Barbara’nın elinden çıkma muskalar,rünler, tavana asılı kuş tüyleri,kitaplar ve deniz kabuklarıyla dolu ince bir el işçiliğinin ürünü olan kendinizi etkilenmekten alamadığınız bir “kutsal sığınık” ta buluyoruz kendimizi. Biraz daha sonra , bütün film boyunca yanından ayırmayacağı el çantasına özenle sim dökmesine şahit oluyoruz ki bu benim içimi sımsıcacık duygularla doldurdu. Ona verdiği ismin covelevski olduğunu birazdan öğreniyoruz.

Dikkat ettiyseniz el çantasının üzerindeki nors mitolojisine ait bir rün(Thorson soyadıyla yakın bir ilişkisi de var) Weapon of Choice’ yani ‘tercih silahı’ teriminin doğrudan anlamı sahibinin imzasını taşıyan silah; yani kendisini kullanan karakter ile özdeşleşen silah. Filmde bir ritüelin önsözleri olan Thurisaz ile ilgili birkaç şey söylemek gerekirse kelimesel anlamı diken ve dev olan bu rünle ilgili biraz daha derinlemesine araştırma yaptığımda ifade ettiği bir diğer katman ; yaşamda ilerleme kaydetmek için yapılması gereken fedakarlık anlamı ortaya çıkıyor.Aynı zamanda disiplinin özü. Bu rün, sonunda ulaşılması gereken ödül için katlanması gereken acıya işaret ediyor.  Bunun gibi irili ufaklı birçok göndermeyle karşılaşmamız eski ve gün geçtikçe unutulan değerlere, el emeğine ve mitolojinin arkasındaki anlamlara birer saygı duruşu niteliği taşıyor olabilir. Filmde sürekli karşımıza çıkan; kendi yaptığı, ucunda bir prizma ve yakınlaştırıcı mercek olan dürbününü sürekli kullanması, yanından monster monster manual ve creature companion kitaplarını ayırmaması ve DnD figürleri ile kendi eliyle yaptığı terrainler’i kullanarak olası dövüşlerini canlandırması , hayalgücüyle artık hayalgücünün bir anlam taşımadığı video oyunlarının karşı karşıya gelişini bir sahne ile özetlemesi gibi bir enstantanelerle karşılaşıyoruz : filmin bütün ailenin yemek için toplanmasının öncesindeki sahnede Barbara DnD zarları ve figürleriyle oynarken hemen yandaki salonda arkadaşlarıyla beraber bir fps oynayan erkek kardeşine çıkışmasını görüyoruz. Sessiz olmalarını rica ettikten(ve umursanmadıktan) sonra bir “saving throw” atıyor ve çıkan sonuçla tv’nin fişini çekiyor. Açıklaması ise “zar attım, düşük çıktı ve kaybettiniz” oluyor. Ondan sonra patlak veren kavgada aile üyelerinin ilişkisinin kırılganlığını görüyoruz. Erkek kardeşinin hışımla zarları , onlara bakmakla yükümlü olan ablanın hazırladığı yemeğe , elleriyle sokması, Barbara’nın suskunluğu ve ablasının “artık buna katlanamıyorum” demesi yavaş yavaş parçalanan bir ailenin ilk ipuçlarını veriyor.

İngiltereden yeni gelmiş Sofia(Sürekli giydiği sarı yağmurluğu bana istemeden IT filmini hatırlattı) ile karşılaşması ve Sofia’nın ısrarcılığıyla , dost olduktan sonra Barbara , Sofia’yı kendi gizli sığınağına götürür. Devleri işte bu noktada açıklamaya başlar : Yeryüzü ve gökyüzünün piç oğlu olan Ur devlerin soyunu başlatmıştır. Devlerin çeşitlerini ve en tehlikelileri olan Titanları(kapkara opalden oluşma kalpleriyle,kötülüğün yeryüzündeki temsilcisi) anlatır ama dev avcılığının soydan soya aktarılması ya da seçilmiş bir kişi ile devlerin ezeli mücadelesi ile ilgili birşey öğrenemeyiz.

Kendi odası olan bodrumdaki , küçük çocukların yaptığına benzer örtüler ve yastıklar kaplı “kalesi” ve eski beyzbol maçlarını dinlediği kasetçaları bir başka hoşuma giden kısımdı . Çocukluğun saflığıyla eski anıların romantikleştirilmesi filmin duygu yüklü kısımlarından bir tanesi.

Madison Wolfe filmi taşıyan en önemli unsur. Filmin 1 saat 46 dk’lık zamanının aslan payını alarak bu modern masalın merkezinde duruyor. Herhangi bir peri masalı gibi, orman da aynı zamanda bu filmde önemli bir yere sahip, gelişlerini yavaşça belli eden büyülü yaratıklar ve her karanlık köşenin arkasında gizlenen diğerlerini daha başka nerede bulabilirsiniz ki? Barbara da avlanma sahası olan ormandan çok fazla zaman geçiriyor(tuzaklarını ve yemlerini denetlemek , çalışıp çalışmadıklarını görmek için) Görünüşünün alametifarikası olan tavşan kulakları ise ona ayrı bir hava katıyor.

Sürprizbozan

Filmin ilerleyen kısımlarında devlerin gerçek olup olmadığı konusunda şüpheye düşüyoruz. Onları Barbara dışında kimsenin görememesi ki hele modern dünyanın getirdiği, her yerde kayıt olanağı sunan cep telefonları, devlete ait gözetleme kameraların olduğu bu dünyada bu tür birşeyin olanaksızlığı insanın aklını kurcalıyor ve devamında başka soruları akla getiriyor : Barbara’nın yarattığı alternatif gerçekliğin zihinsel bir çöküntünün işaretlerini taşıması ve korkularının tezahürü olan devlerle dolu olması son olarak ona üst kattan uzanmaya çalışan korkutucu ve bilinmez varlığın – daha sonra öğrendiğimiz üzere – ölümcül bir hastalığa yakalanmış annesinin ölümü ile beraber Barbara’nın inkarının ve korkusunun bir yansıması olması aslında filmin sucker punch ya da attack of titan gibi epik dövüşlerle dolu olan bir film değil korkularıyla baş etmeye çalışan ve buna karşı savunma mekanizması olarak kendisine bir hayal dünyası kurmuş olan bir çocuğun, annesinin ölümünü kabullenmesini ve hayatına devam edebilmesine dair hüzün yüklü bir hikaye olduğunu anlıyoruz. Çocukluğunu geride bırakıp büyümeye başladığının işareti olarak da el çantasını, annesinin tabutunun üzerine bıraktığı sahneyle betimlenmiş. Öte yandan film , devlerin birer kurmaca eseri mi yoksa gerçek mi olduğu belirsizliğini tam kıvamında yakalıyor. Filmin sonlarına yakın Sofia’nın , Barbara’nın Titan ile savaşını bütün sınıfa anlatması bu yönü besleyen başka bir unsur

Sürprizbozanın Sonu

 

Bu film aslında bir büyüme ve olgunlaşma hikayesi. Ergenliğinin başlarında olan bir çocuğun karşılaştığı zorbalık, yalnızlık, güven, arkadaşlık ve daha fazlası hakkında ilgi çekici ve dokunaklı bir yolculuk.

Can Berk Angı

Polisiye yazarlarını büyük bir kıskançlıkla izleyen , Cinayet Masası programıyla kahrolan bir şahıs. Yazar olma hayalleriyle yaşıyor ama oyun bağımlılığı ve üşengeçliği ve hiçbirşeye zaman bulamaması onu geride tutuyor.Kronik anksiyetesiyle işi evliliğe vardırabilmesi onun en büyük hayali