FPS’lerin Altın Çağını Tekrar Yaşamak İster Misiniz? – DUSK İncelemesi




I am the death squad,
My one man show,
My name is murder,
Did you not know?
Slip by like vapor
The first you trust,
My name is murder,
You burn! You burn to dust!

 

Yazıyı okurken dinleyin*


Biraz tarih dersi*

Altın çağın başlangıcı 93 yılında çıkan DOOM’a dayanıyor. Aslında türün temeli Wolfenstein 3D ile atılmasına rağmen id Software’ün adını oyun tarihine altın harflerle işleyen DOOM olarak kabul ediliyor. DOOM’un ticari başarısı türün popülerleşmesine ve DOOM klonu teriminin 90’ların sonuna kadar bir oyun türü olarak sayılmasına neden olmuştu. İçlerinden sadece 94’te çıkan Heretic, 95 yılındaki Hexen, 96 daki Quake, 97 deki Blood ve son olarak 98 deki Half-Life diğerlerinin arasından sıyrılmayı başarabildi. İşin komik yanı Hexen (Raven Software), Blood (Monolith Productions) ve Half-Life (Valve) dışındakiler yine id Software elinden çıkmaydı. Bunu neden mi anlattım? DUSK, saydığım efsanelerin ruhani temsilcisi olduğu iddiasını hakkıyla yerine getiriyor.

 


Yukarıda adı geçen FPS ler arasında sadece Half-Life masum sayılabilir. Geri kalanı kan ve piksel şöleniydi. Düşmanlarınızın shotgun (pompalı tüfek demeye elim gitmedi) ile kandan oluşan bir piksel bulutuna dönüşmesi ya da parçalara ayrılması ilk defa şahit olunan bir şeydi. İçerdiği aşırı vahşet öğeleri yüzünden “bilinçli” ailelerin ve yasaklama kampanyalarının hedefi olması uzun sürmedi ama buna başka zamana değiniriz.

 


Sanırım bu oyunun yapmaya çalıştığı şeyi anlamak açısından yeterli. DUSK’a geri dönersek; karanlık tonların egemen olduğu, modeller ya da kaplamalar için milyonlarca pikselin kullanılmadığı, müziklerin ve genel atmosferin sizi boğmak, diken üstünde tutmak ve son olarak çatışmanın göbeğindeyken sizi gaza getirme vazifesini üstlendiği bir kan ziyafeti olarak özetleyebiliriz. Beyinsiz bir shooter olarak; labirentimsi mağaralar ya da yeraltı tünellerinde sarı kapıyı açacak sarı anahtarı bulmaya çalışırken yolunuzun üstünde, üzerinizdeki onlarca farklı silahla yok edilmek için üzerinize doğru koşan sayısız ucubeyle karşı karşıya bırakıyor sizi.

Devasa bir kapıyı açtıktan sonra üzerinize çullanan boss’ları da unutmadan. Haritayı baştan sona taramanızı ve en olmadık yerlere bakmanıza neden olan “secret area” (evet buna da gizli bölge demeye elim varmadı) ları da eklememezlik yapmıyor. İki elinizde iki shotgun ile ateş ederken el değişimde kullanılan animasyona bayıldığımı da şuraya not düşeyim.

 


Saydığım bütün özellikleri harfi harfine yerine getiriyor DUSK (zaten bir DOOM klonu olmanın kutsal kitabında yazar hepsi) Ama sıkıcı bir taklit olmamayı da başarıyor. Türün bütün özelliklerinin iyi bir karışımı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Peki ya Quake nerede derseniz oynadığım kısma kadar rocket jump ile karşılaşmadım ama zıplama platformlarınu ustalıkla kendisine yediriyor (en sonunda bir tanesinin – jump pad – türkçe karşılığını kullanabildim).

 

 

Başka bir sitede gördüğüm sözü burada paylaşmak istiyorum:
Bir Old School FPS rönesansının zirvesindeyiz. Hazır mısınız?”
DUSK ise bu akımın başını çekiyor. Kendinize bir iyilik yapın ve bu oyunu alın!

 

Puan : 9/10

 

 

Steam mağaza linki

Can Berk Angı

Polisiye yazarlarını büyük bir kıskançlıkla izleyen , Cinayet Masası programıyla kahrolan bir şahıs. Yazar olma hayalleriyle yaşıyor ama oyun bağımlılığı ve üşengeçliği ve hiçbirşeye zaman bulamaması onu geride tutuyor.Kronik anksiyetesiyle işi evliliğe vardırabilmesi onun en büyük hayali

Leave a Reply

Nasıl Buldunuz?*

Your email address will not be published. Required fields are marked *