UFAK KORKULAR – Bodrum

Annem her yaz teyzelerim ve anneannem ile birlikte salça, turşu, reçel yapardı. Bunları düzgün salamura etmek için ise bodrumumuzu kullanırdık.

Bodrumumuz, apartmanın içinden ve dışından girilebilecek şekildeydi; ayrıca her daireye özel odalara ayrılmıştı. Eski bir apartman olduğu için sanırım, kömürlük olarak da kullanılabilsin diye, apartmanın arka bahçesinden de girişi vardı. Odalar ise olabildiğince basit tahta kapılı odalardı. Duvarlar boyasız, örümcek ağları ile dolu, loş aydınlatılmış; doksanlı yıllarda çocuk olan herkesin mutlaka gördüğü bir bodrumdu bizimkisi de.

Yine yazın yeni başladığı, okulların henüz kapandığı günlerden birinde; annemler evde turşu yaparlarken ben de Kuran kursundan dönüyordum. Apartmanın kapısında arkadaşım Arsen ile karşılaştım. Onu bir kaç haftadır tanımama rağmen iyi arkadaş olmuştuk. Aşağı mahalleden olduğunu söylemişti. Tanıştığımız gün, bizim apartmanın duvarına doğru topa vurarak tek başına oynadığını gördüğümde ben de katılmak istemiştim. Kendi arkadaşları pek yoktu genellikle bizim buralarda takılıyordu. Biraz da haylazdı açıkçası.

“Napıyon lan!” diyerek beni karşıladı.

“Kurandan geliyorum olm sen gitmedin mi?”

“Ben bizim aşağıdaki camidekine gidiyodum, gitmiyom artık.”

“Niye lan gavur musun sen?” demiştim gülerek.

“Hadi lan!” dedi çıkışarak. “İncen mi aşaya?”

“Gelcem hemen. Adam topla!”

“Ben sevmiyom öyle ya! Gel hadi hemen.”

Yanından geçerken durup, elimi omuzlarına koyup dizimle arkasından sırtına bastırmıştım. Ufak bir boğuşmadan sonra hızla koşarak yukarı çıktım. İkimiz de gülüşüyorduk.

Yukarı çıktığımda annem aşağıya turşu bidonlarını indirmemi söylemişti.

“Yaaa indirmiyecem! Arsen bekliyo maç var!”

“Ümit bak bacaklarını kırarım! Yeni geldin daha yemek yemeden etmeden… Kim o Arsen? Kurstan geldiniz aç susuz değil misiniz? Gitsin evine yesin gelsin o da.”

“Gitmemiş o kursa, ben de gitmicem yarın!”

“Hah afferim kendin gibi bi aylak buldun. Valla inersem oraya… Kovalatma milletin çocuğunu bana otur ekmeğini ye kavanozları indir!”

Annem ve teyzelerim işlerini yapmaya devam ederken, salçalı ekmek yemiş ve ortada sarılmaya hazır duran yaprak sarması harcından, azarlamalar eşliğinde araklanarak karnımı doyurmuştum. Kalktıktan sonra annem hemen elime plastik, ağızlarına kadar asma yaprağı dolu bidonları yüklemişti. Uflaya sıkıla bodrumun yolunu tuttum.

Bodrumumuz gerçekten ürkütücüydü, arkadaşlarla aramızda şakalar yapar birbirimizi buraya kilitlemekle korkuturduk. Tabi bunlar birkaç yaz önceydi. O yaz, artık ortaokula geçmiş bir cengaver olarak kendimi korkusuz hissediyordum. Bodruma girdikten sonra bidonları yere koyup, şortumdan anahtarı çıkarıp kapıyı açtım. Bizim odamız bodrum katına hemen girişteki odaydı. Bodrumun koridoru ise uzanmakta ve en son kısımda da bahçeye açılmaktaydı. O taraflara fazla gitmezdim. Birkaç kez cesaret yarışı için gitmiştim ve gerçekten ürkütücüydü.

Aniden soğuk bir hava akımı hissettim. bir ses duyduğumu sanıp uzun koridora baktım. Koridorda bir hareket yoktu ancak her an olacakmışçasına gözünü kırpmadan bakıyordum. Aniden arkamdan biri seslendi.

“Napıyon lan!”

“KhLannn!” diye sekerek bağırmıştım. korkudan gözlerin dolmak üzereydi. Arkamdaki bodrum giriş kapısında beliren Arsen’di.

“Noldu lan korktun mu? Ne tırsakmışsın olm!”

“Olm döverim valla seni bak! Şu bidonları koyup maça gelecektim. Naptın adam var mı?” bir yandan da bidonları yerleştirip kapıyı çekiyordum.

“Yok abi kimse yok. Saat erken ya herkes çizgi film izliyodur şimdi. Onu boşver de bak ne buldum yukarıda.”

“Ne buldun?”

“Gel hadi koş!”

Kapıyı kilitleyip onu takip etmiştim. Yukarıda, apartmanın bodruma iniş kısmında bulduğu bir fare ölüsünü gösterdi bana. Elindeki sopa ile onu dürtüyor gülümsüyordu.

“Bırak lan yazık günah! Gel gömelim arka bahçeye?”

“Ya nolacak! Gel kesip bakalım mı?”

“Yok lan bırak kokar şimdi kan olur kızar annem. Yazık bi peçete bul gömelim.”

“Olm ya sen de ne süt çocuğusun lan! Ateş yakalım tarlada ateşe atalım pişirelim.” dedi gülerek.

“Sensin süt çocuğu!” diyerek kızıp itekleyerek eve doğu çıkmaya başlamıştım. Önceki yaramazlıklarına da kızdığım olmuştu ama Arsen ilk kez bana bı kadar ısrarcı ve kırıcıydı. Eve girip televizyon izlemeye başladım.

“Noldu maç senin? Gol kralı Hacı!” dedi annem odadan bir şey almak için geldiğinde.

“Hacı değil bi kere Haci!”

“Haci değul bi kerem o!” beni taklit edip gülerek yanıma geldi ve beni gıdıklamaya başladı. Birlikte gülüştük.

“Ölü fare bulmuş aşağıda onunla oynuyodu ben de sıkıldım oynamıcam dedim geldim.” diyerek olayı anlattım.

“Anaammm! Ölü fare mi bulmuş!” dedi annem.

Anneannem ise içeriden olayı tamamen yanlış duyarak:

“Oğlum dolaşmayın bodrumlarda, çöplerde. İzbe yerler oralar şeytanı cini bol olur. Destur çekmeden girmeyin sağ ayakla girin.”

“Aman anne biz ne diyoz sen ne diyon.” dedi gülerek annem.

“İneyim de atıyım fareyi bi de şimdi yavrulamıştır o zehir de indiriyim. Yoksa valla mahvolur o kadar şey. kemirir girer içlerine yer turşuları. Sen de bak salça bastık kavanozları indir arkamdan.”

“Öfff yaaa!” diye öfke ile ayaklarımı sert sert yere vurarak mutfağa gitmiştim. Bu arada annem, girişte duran faraşı alarak aşağıya, fareyi atmaya indi. Ben ise kavanozları yüklendim. Kucağıma zor sığıyorlardı.

Yalpalayarak, önümü görmeye çalışarak merdivenlerden inebilmiştim. Bodrum girişine geldiğimde ise ortada fare yoktu. Arsen de gitmişti. “İnsallah annem ona kızmamıştır.” diye düşündüm. Bodruma inmeye devam ettim. Annem büyük ihtimalle fareyi dışarıdaki çöpe atacaktı ve arka bahçeden girerek bodrumda buluşacaktık. En azından böyle varsayıyordum çünkü yanımda anahtar yoktu. Eve çıktığımda vestiyerde bırakmıştım.

İnmeye devam ettikçe, kavanozları düşürme korkum, bodruma karşı olan korkuma ağır basmaktaydı. Annem beni öldürürdü. Bodrumun güneş görmeyen buz gibi, serin havası yüzüme yüzüme vurdu. Apartman tamamen sessizdi. Girdiğimde:

“Anne!” diye seslendim. Cevap gelmemişti. Kavanozları yere koydum. Etrafıma bakındım. Tam o anda, sapsarı eski ampullerle aydınlatılmış soğuk koridorun sonundan bir ses geldi.

“Ümit! Gel oğlum!” Annemin sesiydi bu.

“Nerdesin anne?”

“Buradayım içeride. Gel bak ne buldum.” İlerlemeye başlamıştım.

“Ne buldun? Fareyi attın mı? Yuva mı yapmışlar yoksa?”

“Gel gel bak ne buldum!” İlerlememe rağmen onu göremiyordum. sanırım bahçeye açılan kapının tam oradaydı. Bir kaç metre daha ilerleyip köşeyi dönmem gerekiyordu ama açıkçası annemle birlikte olmama rağmen gerilmiştim.

“Anne gel hadi gidelim fare görmek istemiyom!”

“Gel oğlum bak çok garip. Bakman lazım.” İki adım attıktan sonra durmuştum.

“Ben bizim bodrumun oradayım. Sen gel hadi!” Geri dönemeyecek kadar irkilmiştim. Neden korktuğumu anlayamıyordum ama bir şeyler doğru değil gibiydi.

“Gel ama oğlum tırsaklık yapma! Süt çocuğu musun sen?”

Gözlerim dolmuştu, titremiştim. Gerilerken “Anne!” diye seslendim. Ağlamak üzereydim.

“Aaaaa ama oğlum gel bi bak! Gelsene bak burada oynayalım! Gel hadi gel gel! Gel bak burada ne var gel!” Annemin sesi daha da ısrarcı olmaya başlamıştı ve artık hiç susmuyordu.

Tam o sırada, koridorun bir tarafından diğer tarafına hızla Arsen koşarak geçti.

“Arsen!” diye seslendim. O anda korkudan altıma kaçırmaya başladığımı çok sonraları farkedecektim.

“Gel bak gel gel Arsen de burada! Gelsena ama aaaaa herkes burada oğlum! Gel gel bak hadi Ümit kızıyorum ama gel!”

Ağlamaya tam başlamışken, yanımdaki bir üst komşumuza ait bodrum kapısı aniden açılarak içinden uzanan bir el beni kolumdan kavradı ve içeriye çekti.

Karşımdaki annemdi; ama daha önce hiç görmediğim bir haldeydi. Korkudan göz bebekleri büyümüş, tülbentinden saçları dağınık şekilde dışarı fışkırıyordu. Boncuk boncuk terlemiş ve titriyordu. Kolumu kıracak kadar güçlü sıkarken, sanki benim ben olduğuma inanmak istercesine dehşet içinde bana bakıyordu.

Dışarıdan ise annemin sesi yine seslendi:

“Gel hadi artık yoksa ben getirteceğim seni! Gel çabuk buraya! Geeeeelllllll!”

Gözyaşları içinde fısıldayarak “Anne!” diyebildim.

Annem ise eline yerdeki bir değneği aldı ve:

“Sus! Yavrum sakın gitme oraya sesi ben de duyuyorum!” dedi.

Abdullah Derin

GEEK

Leave a Reply

Nasıl Buldunuz?*

Your email address will not be published. Required fields are marked *