UFAK KORKULAR – AVU

Yirmi beş uzun yıl… Sonunda emekli olacaktı Alkan Bey. Daracık, sıkış tepiş çalışma alanını şimdiden özleyeceğinin farkındaydı.

“Garip…” diye düşündü.  Masasını toplamaya devam etti. Bir deri bir kemik denilecek kadar zayıftı. Suratı bembeyaz, elmacık kemikleri ise yüzüne kuru kafa görüntüsü verecek şekilde çıkıktı.

Arka planda, ürünlerinin reklamını duyuyordu: “Bu yaz AVU ile serinleyin! Zengin içeriği ve aroması aklınızı başınızdan alacak…”

“Ooo! Abi hemen çıkıyo musun ya?” dedi kapıda beliren Önder. Genç bir arkadaşlarıydı. Yaklaşık üç yıldır birlikte çalışıyorlardı. Bu soru, fabrikada işe başladığı ilk yıllarda sorulmuş olsa muhtemelen cevabı olabildiğince farklı olurdu.

“Evet valla napıyım! Eve gidip uzancam programlarımı seyretcem artık sabahları. Tabletimi okuyacam.”

“Tablet mi? Arayüzden okusana abi ne uğraşcan öyle yanında taşıyarak.”

“Aman be Önder bizim hayatımız Arayüz olmuş, yetişemedik yeni çıkan şeylere zamanında kaldı öyle…”

Kısa bir gülüşmeden sonra, içerik sağlama istasyonuna uzanan Alkan’ı gören Önder sordu:

“Abi gözünü seviyim son gün bile mi çalışıyosun?”

“Ya öyle deme şimdi duygusal da bir şey var ilerde kısmetse sen de anlarsın. Son bir kez yapalım bakalım.”

“İyi abi sen bilirsin. Sana başarılar. Seninle çalışmak çok güzeldi abi. yengeye selam.”

“Sağol güzel kardeşim çok teşekkürler. Kolay gelsin.”

Önder, Alkan Bey’in daracık ofisinden çıkarak fabrikanın ortasında bulunan sağım alanına yöneldi. Ofisi bu kesimin diğer ucundaydı. Koridordan yürürken sürmekte olan sağım işlemini her zamanki sıradanlıkla izledi.

Alkan Bey, içerik istasyonunu hazırlamıştı. turnike ile sıkmış olduğu koluna, damarların ortaya çıkması için üç kez hızla vurdu. Etsiz bembeyaz kolunda birkaç damar belli belirsiz ortaya çıktığında ise iğneyi sapladı. Kan, zar zor ayakta duran bu bedeni terk etmek istemiyormuşçasına bir hızla tüpten geçerek istasyona gönderime başlamıştı.

Önder Bey, sağım istasyonunda eli cebinde yavaş bir tempo ile yürürken; tesisin ortasındaki, kokusu herkesi rahatsız eden dev varlığın yanından geçerken burnunu kapamıştı. Çalışanlar yaratığın ardından çıkan dışkıyı küreklerle toplayarak kaynama kazanlarına taşıyorlardı. İçerik, burada kaynatılarak ayrıştırılacak ve çeşitli maddelerle zenginleştirilecekti.

Dışkısı toplanırken bir anda, küreğin ucunun arkasına dokunması ile irkilen yaratık; bir anlığına kıpırdanmıştı. Kaçmaması için önceden kesilerek kısaltılmış olan altı bacağı boş bir çabayla, amansızca ve amaçsızca, rahatsız edici şekilde çırpınıyorlardı. Dışkı dolu arka kısmı, anormal şekilde şişmiş; bu dev böceğimsi varlığı patladı patlayacak gibi gösteriyordu. Bütün yüzeyi parlak ve sert görünümlüydü, şişkin kısımlar ise şeffaflaşmış davul gibi gerilmiş zarımsı yapıdaydı.

Bedenine oranla inanılmaz derecede küçük kafasından uzanan, her yöne hareket kabiliyeti olan garip hortuma benzeyen ağzı ile önündeki kazandaki besinini; tarifi olmayan, kadim bir açlıkla emiyordu. Kazana gerekli besini sağlayan tüpler, sağım odasının etrafında dizilmiş ofislere bağlıydı ve sürekli bir besin akışı vardı.

Alkan Bey, kendini halsiz hissediyordu. Terlemişti. Şekerinin düştüğünü düşündü. Masasındaki AVU’ya uzanarak kapağını açtı. İşlem devam ederken, serinleyerek içti.

Uzaktan reklam sesi, dikkatli dinlenirse halen seçiliyordu: “İçinde zararlı katkı maddesi bulundurmayan AVU…”

Abdullah Derin

GEEK

Leave a Reply

Nasıl Buldunuz?*

Your email address will not be published. Required fields are marked *