FLUXUS NEDİR? DEVRİMCİ SANAT



 

Fluxus Nedir?

Saat 12:00, 1963’te George Maciunas adında bir sanatçı, sanatta yeni bir hareket için “Fluxus” olarak adlandırdığı yeni bir hareket için çığlıklar attığını ileri sürdü. Avangart öncülleri ve akranlarının birçoğunda olduğu gibi, onun davasını kendi formunda bilmeyi seçti. bir manifesto. Belgenin kendisi, Fluxus’un adını aldığı “akı” kelimesinin çeşitli sözlük tanımlarından oluşan bir sanat eseriydi ve bunu çeşit milli anlamlar üzerine genişleyen el yazısıyla yazılmış notlar izledi.

Maciunas, akışkanların tasfiyesi veya akıntı olarak tanımlandığı girişin altında ısrarlı bir el yazdı: “Burjuva hastalığı, “entelektüel”, “profesyonel ve ticarileştirilmiş kültür”dünyasını tasfiye et, ölü sanatı, taklit, yapay sanat, soyut dünyayı yıka sanat, illüzyonist sanat, matematik sanatı, – ‘EUROPANISM’ DÜNYASINA DAHA!

Fluxus’un ticari sanat pazarına, elitizme ve sanat ve topluma yönelik isyanlara karşı isyan ruhu Dada, Fütürizm ve Sürrealizm ’de kök salmıştı; onun saygısızlığı ve genç enerjisi de 1960’ların gelişmekte olan karşı-kültürüyle uyumluydu. Çekirdekleri Maciunas ve diğer pek çok sanatçının dayandığı New York City’de olmasına rağmen, Fluxus projeleri Avrupa ve Japonya’da ortaya çıktı. Hareket, kendi temel ilkelerinden birini benimsemiş olan, sanat ve yaşamın bütünüyle bütünleştiği, birbiriyle bağlantılı, uluslararası bir grup sanatçı, tasarımcı, şair ve müzisyeni cezbetti. Bu manifestosunda Maciunas, bu entegrasyonun “yaşayan sanat, sanat karşıtı… “NON ART REALITY” nin sadece eleştirmenler, konuşmacılar ve uzmanlar tarafından değil, tüm halklar tarafından tam olarak kavranması olarak tanımladığı çalışmayı anlattı.

Happening’in tekrarlanmayan bir olay olmasını reddeden, John Cage’in fikirlerini yeniden ele alan Charlotte Moorman, Wolf Vostell, Dick Higgins, Yoko Ono, La Monte Young, Alison Knowles farklı ‘eylemler’ ve ‘konserler’ düzenlemişler ve bir grup oluşturmuşlardır. Grup için seçilen Fluxus adı ilk kez 1961’de ortaya atılmıştı. Avrupalı sanatçıların da katılımıyla Fluxus vasıtasıyla Happening dünyada hızla yayıldı.

Alman sanatçı Joseph Beuys’ın (1921-1986) Berlin’de eski gar binasından çağdaş sanat müzesine dönüştürülmüş Hamburger Bahnhof’taki Joseph Beuys Salonu’nda sergilenen eserlerinden biri.

Dadacılar gibi Beuys için de estetik bir etkinlik olarak sanat yapmak yanlıştı; bir sanatçı olarak yaptığı şeylerin gündelik yaşamdan ayrılamayacağını düşünürdü. 1985’te kendisiyle yapılan bir röportajda bir hemşirenin de, doktor veya öğretmenin de sanatçı olduğunu söylemişti. İnsanın dünyası ile sanatın dünyasının bir bütün olduğunu savunmuştu. Beuys, 1962 yılında Fluxus’a katılmış, 1963’ten başlayarak düzenli olarak Fluxus olaylarında yer almıştı. Bu grubun üyeleri sıradan, gündelik hareketlerin de sanatsal etkinlikler kadar dikkate değer olduğuna inanıyordu. Fluxus Manifestosu’nda, herkes tarafından anlaşılan, sanat olmayan gerçekliği destekleme çağrısı yapılmıştı.

Beuys, Fluxus ve Sitüasyonist Enternasyonel (SE), toplumsal ve politik geleneklere, kontrole karşı çıkışlarında tarihsel avangard ile bağlantı kurar.

Genel olarak Neo Avangard sanatçıların ve özel olarak da Fluxus’un benimsediği strateji, sanatın geleneksel formlarının hegemonyasına meydan okumaktır. Fluxus Manifestosu sanatçıları entelektüel, profesyonel ve ticarileşmiş kültürü yok etmeye çağırır. Dünyayı burjuva yaşamından temizlemek ister. Fluxus Batı kapitalizminin tüm unsurlarını hor görür. Dünyayı “sanat karşıtlığı gerçeğinin” herkes tarafından sezilmesi için bu gerçeğin yüceltilmesini önerir. Akım, sanatsal değerlerde ağırlığın estetikten etiğe kaymasını savunuyor; sanatçının ne yaptığından çok, ne düşündüğünü önemsiyordu. Devrimlerin, toplumsal, politik ve kültürel eylemlerin işbirliği içinde olmasını savunuyordu. 1950’lerin sonunda deneysel müzik yapan üç odak bulunmaktaydı: Fransa’da somut müzik (musique concréte- dış çevreden alınan sesler), Almanya’da teyp müziği ya da ses bandı müziği ile ABD’de John Cage’in Zen anlayışı doğrultusunda “tanımlanamayan müzik” uğraşları vardı. Fluxus’un özgünlüğü ilk Fluxus Fluxus konseri ile 1962’de başlamıştır: Viyana’dan Wiesbaden’a özel olarak getirtilmiş, hayatlarında hiç keman çalmamış beş keman virtüözü, üç saatlik bir konser vermişti! 1963 yılında Joseph Beuys, Koreli sanatçı Nam June Paik’in (1932-2006) piyanonun kırılışı eylemine katılmıştır. Bu iki bilgi ışığında Joseph Beuys’un üstteki eserine tekrar bakmak yararlı olabilir.Bu akımda yayınlar, betimlemeler, multiples denen röprodüksiyon gibi çok sayıda çoğaltılmış ve ucuza satılan yapıtlar, filmler ve çeşitli nesnelerden oluşan Fluxus ürünlerinin hemen hepsi eklektik bir nitelik taşımaktadır. Günümüze kadar süregelmiş ve yeni bir kitle kültürü yaratmış olan Fluxus, bir akımdan çok, bir anlayıştır. Kalıplaşmış televizyon görüntüsünü tartışmaya açmak isteyen Video Sanatı, Fluxus’un gelişimine bağlı olarak ortaya çıkmıştır.

Aşağıda John Cage’in manifestosundan bahsedeceğim çünkü Fluxus gerçek devrimci doğasına şahitlik etmenizi istiyorum.

1952. John Cage:
Manifesto

“Manifesto” metni, John Cage in metinlerini ve konuşmalarını bir araya getiren Silence adlı kitabın başında yer alır. New York’ taki deneysel tiyatro grubu The Living Theatre’ın yöneticilerinin isteği üzerine, grubun sergileyeceği bir performansın kitapçığında yer almak üzere yazılmıştır. Cage metinlerini ve konuşmalarını müzik parçalarında kullandığı kompozisyon araçlarıyla yazdığını söyler. Sıradışı formlar kullanması, dinleyenleri şaşırtma isteğine değil, “şiir ihtiyacına ”dayanır. Ona göre şiiri şiir yapan özelliği, zaman ve ses gibi müzikal unsurları sözcüklerin alemine taşınmasıdır. Şair Mallermé’nin dizeleri kırarak oluşturmak istediği partisyonlar gibi, kompozitör Cage de farklı zaman ve ses (veya sessizlik) dizelerinde sözcükleri bir araya getiren partisyonlar yazar.


Müziği “amaçsız bir oyun” ve “yaşamı evetleme” yolu olarak tarif eder Cage – “kaosa düzen getirme çabası […] değil, sadece yaşamakta olduğumuz hayata uymanın yollarından biri” olarak, “Nereye gidiyoruz? Ve ne yapıyoruz?” adlı konuşmasında şöyle der:” Bizim, sanat biçimlerimizle yaptığımız / hayatlarımızda yeniden anarşistçe nefes almaktır”. Akıldışı olanı dışarda bırakma, “tamamen akli bir kompozisyon yaratma yönündeki her türlü çabanın “hat safhada akıldışı” olduğunu söyler. “Müzik yazmanın yollarından biri, Duchamp’ı etüt etmektir ”diyen Cage’ in eserlerinde, dada ve sürralistlerin karşı sanatı (anti – art) kadar, kadim zen felsefesininde etkisi vardır.
Elimden geldiğince size Fluxus’un gerçek devrimci doğasını anlatmaya çalıştım keyifli okumalar.

Leave a Reply

Nasıl Buldunuz?*

Your email address will not be published. Required fields are marked *