DİYETİN BAŞ DÜŞMANI – Duygusal Yeme

Hayatınızın belli dönemleri diyete girip istediğiniz forma girebiliyor ve  küçük kilo oynamalarında aynı yöntemi uygulayıp yeniden forma girebiliyorsanız muhtemelen bu yazı hiç ilginizi çekmemiş ve bu sayfaya asla girmemişsiniz demektir. Ama şu an tam da bu sayfadasınız. O halde ekran başındaki kişinin defalarca diyet yapıp sonuca ulaşamamış fakat yılmamış umutlu biri olduğunu söyleyebilirim.

Neden yeriz?

 

 

Yeme davranışımızın en temel sebebi tabi ki vücudun işlevlerini yerine getirebilmesi için beslenmeyi içerir. Biz tabi ki konunun bu kısmı ile ilgili hiçbir sorun çekmiyoruz. Asıl bizi ilgilendiren ve problem olan kısmı duygusal sebeplerle yeme davranışını gerçekleştirmektir.

Çocukluğunu bir düşünün. En güzel ödüller uslu durunca verilen çikolatalar, cipsler değil miydi ? Şeker kutularından aldığınız her bir şeker sizi çocukça bir heyecana sürüklemedi mi? İşte yüksek miktarda şekerin ve katkı maddeli ürünlerin beynimizdeki ödül mekanizmasına sızması büyük oranda bu yaşlarda meydana geliyor. Güzel bir şey olduğu zaman beynimizde çeşitli kimyasallar salgılanır ve bu bizim duygularımızı etkiliyor.

Özellikle mutluluk veren şeylerde bu döngü zamanla otomatikleşir ve bağımlılıklar bu döngü yoluyla oluşuyor. Yani mutluluk gibi olumlu hisleri yeme davranışı ile birlikte kodlamış oluyoruz.  

Ödevinizi yaptınız, şekeri kaptınız -mutluluk- , teyzeniz halanız aile dostunuz eve gelirken size gofret dondurma aldı dondurmayı yerken -mutluluk- tüm doğum günlerinizi pastayla kutladınız -mutluluk-, düğünlerde pasta kesilir -mutluluk-, düğün yemeği -mutluluk-, yeni işinizi kutlamaya yemeğe çıktınız -mutluluk-, kız istemeye gidilirken çikolata götürülür -mutluluk-, bu liste uzar gider…

Şimdi biraz da mutluluğu tam olarak içermeyen durumlardaki kodlamalara bakalım. Bunların bir kısmı kültürel adetleri de içerir. Örneğin ; cenaze evinde yemek ve helva yenmesi -desteklenme, dayanışma- , geçmiş olsuna ya da taziyeye giderken yiyecek bir şeyler götürme -destek olma-, kötü bir şey yaşayan arkadaşa tatlı ısmarlama -destek-, sevgiliden ayrılınca çikolata yeme -destek-, yapacağın işi ertelemek için yeme -erteleme-, stres artında hissedince yeme -desteklenme ihtiyacı, erteleme-…örnekleri hayatımızın her anından bulup bu listeyi sonsuz hale getirebiliriz.

Bu bilgiler ışığında sonuç şu şekildedir : Duygusal ihtiyaçlarımızı karşılamak için yeme davranışına başvurmamız beynimizin otomatik olarak başlattığı bir durumdur. Aynı zamanda şöyle bir detay var ki yapılan çalışmalarda beynin sağlıklı, doğal yiyeceklerle sağlıksız, yüksek oranda tuz, yağ ve karbonhidrat içeren yiyeceklere karşı verdiği tepki birbirinden farklı olduğu görülmüştür. Bu çalışmalarda beynin sağlıklı yiyeceklere karşı bir bağımlılık geliştirmediği görüşmüştür.  

Yani daha genel bir anlatımla -TEBRİKLER! ŞEKER BAĞIMLISI OLDUK-.

 

 

Bu tür yeme örüntüsünün üstesinden gelmek, bu mekanizmanın anlatımı kadar kolay olmuyor maalesef. Bir süre dirensek de yine başa dönebiliyoruz. Burada kilit nokta ise genellikle şu oluyor. Çözemediğiniz ya da adlandıramadığınız bazı ruhsal sıkıntılar sizi yeme davranışına itiyor olabilir. Böyle durumlarda yaptığınız diyette duygusal yemenizi engellemeye çalışsanız bile kendinizi sürekli başlangıç noktasına geri dönüyor olarak bulabilirsiniz. Bu yüzden aslında işe diyetten değil kendinizi dinlemekten başlamanız gerekmektedir.

Günün en çok hangi zamanında açlığınızı gidermek dışında bir şeyler atıştırıyorsunuz ? Önünüze gelen pastaya neden karşı koyamıyorsunuz? Diyet yapıyorsunuz ama aklınızda sadece dondurma var. Gidip amacınıza ters düştüğü bile bile dondurmayı yiyip neden mutlu oluyorsunuz? Mutlu olmakta bir sorun yok. Asıl sorun sonrasında gelen pişmanlık ve ağır bir mutsuzluk. Madem mutlu olacaktık nereden çıktı bu mutsuzluk dalgası? Bunları oturup ciddi ciddi düşünmek için hiç vakit harcadınız mı? Arkadaşınıza sızlanır gibi yaptığınızdan bahsetmiyorum.

Gerçekten bunun için vaktinizi harcadınız mı ? 

 

Leave a Reply

Nasıl Buldunuz?*

Your email address will not be published. Required fields are marked *