32 kısım tekmili birden! 3 bol salçalı film bir arada

Şu anda okumakta olduğunuz yazıyı büyük bir gerginlikle yazıyorum. Çünkü daha önce hiç girmediğim kulvarlarda at koşturucağız beraber. Bu türün yetkinliğine sahip değilim ve mevcut bilgi yetersizliğimle bunun üstesinden gelebilmek için neredeyse kendimi bir gündür hazırlıyorum ve yetiştirmem gereken bu yazıyı birkaç gündür de geciktiriyorum. Her neyse bu kadar laf kalabalığı yeter. Hadi başlayalım…

TERRIFIER

O güzel gülümseni benim için tekrar göster

Korku tünelindeki ilk durağımızda Art The Clown(koulrofobisi olanlar bir sonraki yazıya geçebilir) bizi karşılıyor. Bu bol salçalı filmimizde sempatikliği ile gönüllerimize taht kuran Art’ı lütfen IT filmindeki Pennywise özentiliği ya da katil palyaço furyasından nemalanmaya çalışmakla suçlamayın. Çünkü ikisi ayrı kulvarlarda yer alıyor. IT sırtını psikolojik korkuya yaslamışken , Terrifier ise bol eğlence(türün seveni olduğunuzu varsayarsak) vadeden bir slasher.Film, küçük ekran, tüplü bir televizyondaki sürekli karlanan bir ekranda yayınlanan bir röportajla açılıyor. Art the clown’ın bahsini ilk defa burada duyuyoruz. Ondan bahsedebilecek olan tek kişiyle, onun önceki katliamından sağ kurtulmayı başaran , yüzündeki dezenformasyonla Fallout 3 ten fırlama bir ghoul’a benzeyen birisiyle yapılan röportaj ile ilk dakikalardan tansiyon derecesi yavaş yavaş yükseliyor.

Cadılar bayramında beraber fotoğraf çektirmek istediğiniz cosplayer’ı iyi seçin : P

Filmle ilgili en çok sevdiğim yana gelecek olursak ; David Thornton’un müthiş oyunculuğunu övmek istiyorum size. Çarpık bir espri anlayışı olan,damarlarında kötülük akan ve sadece öldürmenin kendisi için yeterli motivasyon kaynağı olduğunu hissettiren şeytanın; ruh bulduğu,onunla özdeşleştiği oyuncuya sizin huzurunuzda selamlarımı yollamak istiyorum. Kurbanların kötü oyunculuğuna tezat oluşturan bir biçimde adeta parlıyor kendisi(üstelik ilk uzun metrajında!) Art the clown’un yarattığı tekinsizliği daha ilk dakikalardan iliklerinizde hissediyorsunuz. Bir pandomim sanatçısını andıran sessizliğiyle bütün yeteneğini sergileme imkanı bulduğu mimikleri ve jestleriyle ister istemez sempatinizi kazanıveriyor. Kült slasher ikonları bir yana son zamanlarda bu kadar akılda kalıcı bir antagonist izlediğimi sanmıyorum(Stitches ve Behind the Mask: The Rise of Leslie Vernon’ı saymazsak)

Çünkü onlar sizinle “farklı” bir fotoğraf çekmek isteyebilirler : P

 

Filmin başka bir güzel yanı olan pratik efektlerin başarısından bahsedelim. Sahteliği (her ne kadar günümüz şartlarında bile olsa) hemen göze çarpan CGI efektlerin izine rastlanmıyor. Herşeyin el yapımı olması, günümüzde artık gittikçe daha az kullanım alanı bulan bu tür bir emeğe olan saygıyı tekrar hatırlatacak kadar başarılı

Filmin hiç kötü bir yanı yok mu? Tabii ki var ama onları görmezlikten gelmeniz seyir keyfinizi arttıracaktır

The Midnight Man

Düşük bütçeli fakat arkasında büyük stüdyoların desteği olan gişe canavarlarına rahatlıkla toz yutturabilecek ölçüde iyi bir korku filmi var şimdi sırada. Daha önce bahsini geçirdiğim Behind the Mask: The Rise of Leslie Vernon’ın yönetmenliğini üstlenmiş Travis Zariwny’nin tekrar karşıma çıkması benim için hoş bir sürprizdi. Konusuna gelirsek ; aslına bakarsanız eskinin şehir efsanesi günümüzün ise creepypasta’sı olma özelliği taşıyan bir oyun ve çağırdığı doğaüstü varlık hakkında. Varlığın çağrılması için gerekli koşullar yerine getirildikten sonra “oyun” başlar ve gece 3.33’e kadar hayatta kalmanız beklenir. Kazanmanın şartı budur.

 

Yazının ana konsepti : Her güne gülümseyerek başlayın!

İnsidious ile popülerliğini katlamış olan Lin Shaye ve kana susamış katiller söz konusu olduğunda bahsini geçirmemezlik yapamayacağımız Freddy Krueger ile anılan Robert Englund filmin hoş sürprizlerinden. Diğer oyuncular olan Gabrielle Haugh,Emily Haine ve Grayson Gabriel’in de hakkını vermek lazım. Filmi aşağı çeken bir yanları yoktu ama aralarında en çok etkilendiğim Kelly rolündeki Emily Haine’e izninizle biraz kıyak geçmek istiyorum

 

Ağzını bıçak açmıyor. Sana bir gülücük eklememi ister misin?

 

O kadar laf kalabalığı yapmama rağmen neden filmin iyi olduğuna hiç değinmediğimi farkettim. (Bu noktada biraz sürprizbozan kullanmak zorundayım) Film sadece bir kovalamacadan ibaret değil. Oyuncuların korkularıyla beslenen bir varlık söz konusu ve o korkuların açığa vurulduğu sahneler gerçekten etkileyici. Özellikle Kelly’nin korkusunu yansıtmakta kullandıkları görsel dilin beni içine çektiğini söylemek isterim(Aklıma ister istemez Donnie Darko’yu getirdi ama bu çok yavan bir benzetme olacaktır)

Son olarak söylemem gereken şey ise 2017 yapımı birebir aynı isimde başka bir film daha var. Onunla karıştırmayın. Bu film 2016 yapımı.

Dead Shack

Filmimiz bu parçayla açılıyor. Aynı zamanda yönetmenin Humans adlı grubuna ait bir parça bu. Kanada yapımı bir diğer düşük bütçeli korku-komedi filminde(filmin kickstarter kampanyasıyla hayat bulduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim) bayıldığım zombi teması işleniyor ama korkmayın sıradan bir insan ırkını tehdit eden bir kıyametle herhangi bir ilgisi yok filmin. Aksine oldukça küçük çaplı bir hikaye işleniyor

Hadi ama çocuklar tatildeyiz! Biraz rahatlayın ve biraz gülücük verin bana

Filmimiz ıssızlığın ortasındaki bir kulübeden kaçmaya çalışırken kulübenin çevresindeki arabalara yönelen ve biraz sonra kaçan kişinin ardından elindeki anahtar tomarıyla kapıdan çıkan, kaynak maskeli ve tepeden tırnağa zırhlı birisiyle açılıyor. Kurbanımız arabanın tekinde kendini güvenceye almışken , elindeki zincirle -bir evcil hayvan edasıyla- zırhlı kişinin peşinden giden bir zombiyle kurbana doğru yaklaştığını görüyoruz akabinde aracın penceresi pompalı tüfekle parçalanıyor ve kapının açılmasıyla içeriye zombi giriyor.

Ve sonrasında anne ve babasının bütün mahalleyi inletecek kadar yüksek sesle yaptıkları kavgadan uzaklaşmakta olan Jason ile tanışıyoruz. En yakın arkadaşı olan Colin ve ailesiyle beraber haftasonunu geçirmek için tuttukları kabine doğru arabayla yolculuk ederlerken karakterleri biraz daha yakından tanıma fırsatı buluyoruz. Colin’in babası Roger , Colin ve ablası Summer’ın müstakbel üvey anneleri olan Lisa’ya laf sokmalarını engellemeye çalışırken bütün ailenin sempatikliği ve rahatlığı istemsizce sırıtmama neden olmuştu.

Say cheese!

Eh ıssızlık ve kulübe ikilisi ya yana geldiğinde olacakları kestirmek hiç zor değildir korkuseverler tarafında. İşlerde üç gencimizin etrafta keşif yapmaları ve tanık oldukları şeyi ailesine haber vermeleriyle karışıyor doğal olarak. İşler burada tersine dönüyor ve başı belaya giren gençlerimizi kurtaracak eli baltalı babamızın yerine , kulübedeki strip pokerle karışık içme alemleri bu ansızın gelen haberle bozulan ebeveynlerin , kontrol amacıyla gittikleri diğer kulübede kısılı kalmaları ve çocukların kurtarma operasyonuna soyunmalarıyla sonuçlanıyor.

Sonuç olarak zombi sosuna bulanmış bir yetişkinliğe geçiş komedisi izlemek isterseniz sizi şöyle alalım efem…

Can Berk Angı

Polisiye yazarlarını büyük bir kıskançlıkla izleyen , Cinayet Masası programıyla kahrolan bir şahıs. Yazar olma hayalleriyle yaşıyor ama oyun bağımlılığı ve üşengeçliği ve hiçbirşeye zaman bulamaması onu geride tutuyor.Kronik anksiyetesiyle işi evliliğe vardırabilmesi onun en büyük hayali